Velime yok.
Nikahtan sonra aileyle, arkadaşlarla yemek yemek var.
Mevlid okutmak yok.
Baby shower var.
Hicri yılbaşı yok.
Mutlu Noeller var.
Mevlid Kandili yok.
Sevgililer Günü var.
Ramazan Bayramı yok.
Cadılar Bayramı var.
Kurban kesmek yok.
Hindi boğazlamak var.
***
“Siz, sizden öncekilere karış karış, adım adım uyacaksınız. O kadar ki, şayet onlar bir keler deliğine girecek olsalar, siz de onların peşinden oraya gideceksiniz.” (Buhari, İ’tisam 9)
***
“Bizi doğru yola ilet;
Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna.
Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil…”
(Fatiha Suresi, 6. ve 7. ayet-i kerimeler)
***
Çocukken bir şeyi çok merak ederdim. Nüfus cüzdanındaki din hanesinde “Müslüman” yazdığı halde bazı insanlar nasıl oluyordu da Müslümanlara ve İslamiyete bu kadar karşı çıkabiliyor, onları hor görebiliyorlardı. Öyle ya bu dini ve mensuplarını beğenmiyorlarsa o zaman nüfus cüzdanlarında İslamiyetin ne işi vardı?
Bu soruyu ulu orta dillendirdiğim bir gün, annemin arkadaşlarından biri kederli bir yüz ifadesiyle şöyle cevap vermişti:
“Öyle deme, bilmiyorlar ki…”
O hanım, kendi deyimiyle evvelden bilmeyen biriydi. Sonradan öğrenmiş, yaşam tarzını öğrendiklerine göre değiştirmiş, tamamıyla bir hata olarak gördüğü eski yaşamını telafi etmekle uğraşıyordu.
Bilmemek kavramını ondan duymuştum ilk defa. Benim fanus misal yaşamımda “bilmemek” bir yere oturmuyordu. Camiler vardı, kitaplar vardı, dergiler vardı, anne babalar vardı, köyümüz vardı. Bunca varlığın arasında nasıl bilinmezdi ki?
Camiye ilk defa 40 yaşında giren birini tanıdım. Öğrendim ki bazı insanların camisi yokmuş.
Evinde kitaplık olmayan arkadaşlarım oldu. Öğrendim ki bazı insanların kitapları, dergileri yokmuş.
Sonra bazı insanların olmayan anne babalarını gördüm. Köy? O zaten onlara çok uzaktı.
Kabul ettim. Bilmemek, geçerli bir mazeretti…
Bu yüzden ayakkabısı bir kan çanağı olmuş halde Taif’ten dönerken
“Rabbim, halkıma hidayet nasip et, onlar bilmiyorlar..” diye yalvarmıştı O da..
Ama bilen, içinde yüzen insanların mazeretlerini kabullenemiyorum.
Onlara en güzel yol gösterici herhalde Abdullah ibn Ömer’in şu sözüdür:
“Biz hiçbir şeyi bilmezken Allah bize Muhammed’i peygamber olarak gönderdi. Biz, Muhammed’i neyi, nasıl yaparken görmüşsek, onu öylece yaparız!” (Nesai, Taksir 1; İbn Mace, İkame 73; Hakim, Müstedrek, I, 258)

çok güzel bir yazıydı..
Bunca nimetin içindeyken bile; (camilerin kitapların köyümüzün vs.) gafletimizin galebe çalması yüzünden yine de birinin bunları bize hatırlatmasına ihtiyacımız var. Buna rağmen o bilmeyenlerin nelere ihiyacı vardır da ondan bile haberleri yoktur. hangimiz daha çok tehlikedeyiz hiç belli değil. En önemli şeyler birbirinden hep böyle ince çizgilerle ayrılıyor.
Ne kadar haklısın ince çizgiler konusunda… Belki de bu ince çizgiler sürekli teyakkuz halinde kalmamız için var edildiler..
:(
aişe hatun al benden de o kadar :((